İlk Şiirleri

Mevlevi olan dedem toplantılara götürürdü beni. Birçok adam, belki otuz ya da elli kişi, ellerinde küçük ateşlerle karanlıkta toplanır, kendine özgü bir duaya başlardı… Hiçbir şey anlamazdım kuşkusuz. Fakat ben de onlar gibi, hatta onlardan daha hızlı dönerdim; çünkü küçüktüm… Onların tuhaf, fanatik sesleri çok geçmeden beni de coşturur, küçücük ayaklarımın üstünde topaç gibi dönmeye başlardım… Yüreğimi ilk kez o zaman tanıdım belki de… Sonra bütün bunlar geceleyin, açık gökyüzü altında oluyordu. Korkunç ve ilginç bir şeydi bu. Gözlerim yıldızlara uzanıyordu.
Aktaran: Ekber Babayev, Nâzım Hikmet: Yaşamı ve Yapıtları, s. 34

Hikmet Bey’in İstanbul’da kurduğu mandıra iflas edince, Nâzım’ı özel okuldan alarak Göztepe’deki Numune Mektebi’ne (Taş Mektep) yazdırırlar. 1912 yılında Selanik valisi olan Nâzım Paşa, ertesi yıl Selanik’in Yunanlılara geçmesi nedeniyle emekliye ayrılır ve İstanbul’a, Hikmet Beyler’in yanına taşınır. Mevlevi tarikatından gelen ve bir özgürlükçü olan dedesinden Tevfik Fikret’in, Mehmet Emin’in şiirlerini dinlemeye başlayan on bir yaşındaki Nâzım, 3 Temmuz 1913’te, 1. Dünya Savaşı’ndan bir yıl önce, ilk şiiri “Feryâd-ı Vatan”ı yazar.

Feryâd-ı Vatan
Nâzım Hikmet, 3 Temmuz 1913
Sisli bir sabahtı henüz
Etrafı bürümüştü bir duman
Uzaktan geldi bir ses ah aman aman!
Sen bu feryâd-ı vatanı dinle işit
Dinle de vicdanına öyle hükmet
Vatanın parçalanmış bağrı
Bekliyor senden ümit

Nâzım ilkokulu bitirince arkadaşı Vâlâ Nurettin ile birlikte Mekteb-i Sultaniye’nin hazırlık sınıfına yazdırılır, ancak ertesi yıl yine maddi gerekçelerle kaydı Nişantaşı Sultaniyesi’ne alınır. Aralık 1914’te “Bir Bahriyeli’nin Ağzından” isimli bir şiir daha yazar. Birkaç gün sonra karşılarındaki bir evde yangın çıkması üzerine “Yangın” şiirini; ertesi yıl ise, Balkan Savaşı’na katılmış, ardından Çanakkale Savaşları’nda şehit olmuş Mehmet Ali dayısı için öç şiirleri yazar.

Büyük ak bir sakalı vardı dedemin… Şiir okumayı çok severdi; ben yanındayken sık sık şiir okurdu… Sonra dedeme öykünerek şiirler yazmaya başladım. Hatta yayınlandı ve övgü kazandı bu şiirler. Fakat kötü şiirlerdi bunlar. En önemlisi de benim şiirlerim olmayışlarıydı. Çünkü hemen hemen mekanik olarak öykünüyordum dedeme. Ondan bazı deyimler kapıyor, şiirler yazıyordum. Anlamadığım bir şey üzerine şiirler yazabilmeme bugün hâlâ şaşarım.
Aktaran: Ekber Babayev, Nâzım Hikmet: Yaşamı ve Yapıtları, s. 34

Halep'te Paşa Torunluğu ve İstanbul'a Geliş
ÖNCEKİ
Bahriyeli Nâzım
SONRAKİ
naziminhikayesi

© Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi