İşgal Altında İstanbul

Nâzım, anasıyla babası ayrıldığı için normalliğini kaybeden evinde daima kalamıyor, bazen hısım akrabasında yatıyor, bazen biz bohem şair ve edebiyatçılara katılıyordu. 24 saatlerini, 48 saatlerini, aramızda, rüzgâra kapılmış yaprak gibi şurada burada, dost evlerinde, yar evlerinde, kahvelerde, otel odalarında edebiyat ve siyaset münakaşalarımız ortasında geçiriyordu. Sonradan başbakan olmuş Hasan Saka’lar, parti kurmuş Fuat Köprülü’ler, milletvekili olmuş Celâl Sahir’ler, Halil Nihat’lar, damgalanıp “150’likler” listesine alınmış İlmi Beyler, türlü akımlara kapılmış fikir, sanat, maliye, hukuk adamları, profesörler, artistler çevremizdeydi. Seyyar bir üniversiteymiş gibi gelişiyorduk.
Vâlâ Nurettin, Bu Dünyadan Nâzım Geçti, s.43

Nâzım Hikmet’in hece ölçüsüyle yazdığı şiirleri Kitap dergisinde, Alemdar gazetesinde yayımlanır. “Bir Dakika” adlı şiiriyle Alemdar gazetesinin şiir yarışmasında birinci olan Nâzım, artık tanınan hececi bir şairdir. İtilaf Devletleri’nin 1918’de başlayan İstanbul işgali Mart 1920’de resmiyet kazanır ve Nâzım bir yandan direniş şiirleri yazarken, diğer yandan da arkadaşlarıyla kurtuluşun nasıl olacağını tartışır.

Mütarekenin en heyecanlı günlerinde, bir grup edebiyatçı, İstanbul’da, Sultan Mahmut türbesinin yanından yürüyorduk. Servet-i Fünun matbaasından çıkmış, Çemberlitaş kahvelerine doğru gidiyorduk. Hepimizin başlarında muntazam kalıplı fesler vardı. Püsküllerimiz usulünce arkadaydı. Yalnız Nâzım Hikmet, genel kurala uymamak için kalıpsız fesinin püskülünü ve ibriğini koparmıştı. Arada sırada grubumuzun önüne doğru fırlıyor, yüzünü bize dönüp tersin tersin yürüyordu.
“- Ah ben de dretnotunu kurtarmak için boğulan o fedai gibi olabilsem,” diyordu.
Vâlâ Nurettin, Bu Dünyadan Nâzım Geçti, s.38

İşgalden iki ay sonra Mustafa Kemal Samsun’a çıkar. Ağustos ayında imzalanan Sevr Anlaşması’yla birlikte, bağımsızlık için savaşmak isteyenler Kuvâyi Milliye’ye katılacaktır. Bir yandan da Rusya’daki 1918 Ekim Devrimi’nden haberler yayılmaya devam eder. Bir halkın silahlanarak kendi rejimini kurması, işgal altında yaşayanlar için şüphesiz büyük bir haberdir. Nâzım da Türkiye’yi bölen emperyalist işgal güçlerine karşı yazdığı “Kırk Haramilerin Esiri” ve “Ağa Camii” şiirleriyle ülkede büyük ses getirir. Kırk Haramilere esir olmuş halkı direnişe çağırır, camiye dikilen düşman bayrağından sorumlu olanların cezalandırılmasını ister.

Kırık Haramilerin Esiri
Nâzım Hikmet, 1920, İstanbul
Ahmet Hâmit’e adanan bu şiir, Alemdar gazetesinde yayımlanmıştır.
Ormanı baştan başa dolaştı boğuk bir ses:
“Öteki kolu da kes! Öteki kolu da kes!..”
Bıraktığı baltayı cellât alırken yerden,
Meydana gölgeleri yakınlaşan göklerden:
Haykırıldı bir büyük şanlı mâzinin yâdı
Birden balta esirin elinde parıldadı!..

Nâzım Hikmet on dokuz yaşında genç bir şair olarak, Vâlâ Nurettin, Yusuf Ziya (Ortaç) ve Faruk Nafiz (Çamlıbel) ile birlikte Milli Mücadele’ye katılmak için 1 Ocak 1921’de Sirkeci’den Yeni Dünya vapuruna biner. Önce İnebolu’dan Ankara’ya gitmek için izin bekleyecekler, daha sonra sadece Vâlâ ile kendisine izin çıkmasıyla birlikte yürüyerek Ankara’ya gideceklerdir.

Serbest Nâzım
ÖNCEKİ
Anadolu'ya Yolculuk
SONRAKİ
naziminhikayesi

© Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi