0
delimiter image

İLKLER

Mehmet Nâzım’ın doğumu,
gençlik yılları ve ilk şiirleri

1902–1920

1902 yılında Selanik’te doğan Nâzım Hikmet, ticaret ve sinemacılıkla ilgilenen, hariciye memuru Hikmet Bey ile Fransızca bilen, piyano çalan ve resim yapan Celile Hanım’ın ilk çocuğudur. 1905’te babası Hikmet Bey memurluk görevinden istifa edince, ailece dedesi Mehmet Nâzım Paşa’nın yanına, Halep’e taşınırlar. Nâzım okul çağına geldiğinde, artık İstanbul’a yerleşmişlerdir. Emekli olunca yanlarına taşınan dedesi Nâzım Paşa’nın sohbetlerinden şiir dünyasını öğrenmeye başlayan Nâzım, on bir yaşında ilk şiirini yazar.

Ortaokul yıllarında da şair olmayı aklına koyarak şiir yazmaya devam eder ve on altı yaşında Bahriye Mektebi’nde okurken Yeni Mecmua dergisinde ilk şiiri yayımlanır. “Hâlâ Servilerde Ağlıyorlar mı?” şiirinde, aynı zamanda öğretmeni olan Yahya Kemal’in de epey emeği vardır. On sekiz yaşında sağlık sorunları nedeniyle askerlikten çürüğe çıkarılan genç Nâzım, işgal altındaki İstanbul’da yolunu bir şair olarak çizmeye devam eder.

0
delimiter image

SERBEST NÂZIM

Milli Mücadele’ye Yolculuk
ve Moskova’da Üniversite

1920–1928

Nâzım Hikmet, arkadaşı Vâlâ ile Hececiler’in toplantılarına katılır ve hece ölçüsüyle yazdığı direniş şiirleriyle adını duyurmaya başlar. İşgal altındaki İstanbul’da yaşamanın artık mümkün olmadığını düşünen şair arkadaşlar, 1921’de Kuvâyi Milliye’ye katılmak için Ankara’ya gitmeye karar verirler. Nâzım Hikmet’in bu yolculukta gördüğü, tanıştığı insanlar, hayatında büyük bir iz bırakacaktır. Marksizm ve sosyalizmle tanışan Vâlâ ile Nâzım, öğretmen olarak atandıkları Bolu’da bir işe yaramadıklarını düşünerek, devrimin ülkesini görmek üzere yola çıkarlar.

Bir süre Batum’da kaldıktan sonra Moskova’daki KUTV Üniversitesi’ne yazılırlar ve Nâzım, Rusya’nın avangart sanat akımlarının da ilhamıyla kendi şiirlerinde devrim yapmaya başlar. Geleneksel kalıpları yıkar ve serbest şiirler yazar. Komünizme inanır. 1928 yılında gizlice ülkeye girerken Hopa’da yakalanır ve yokluğunda açılan davanın tutuklusu olarak cezaevine sevk edilir. Altı ay sonra beraat ederek serbest kalacak ve Türkiye’deki en aktif ve üretken dönemine adım atacaktır.

03.

PUTLARI YIKIYORUZ

delimiter image

İlk kitaplar,
İlk davalar

1928–1938

Nâzım Hikmet, ülkesinde nispeten özgürce yazabildiği bu on yıllık dönemi şiirle, tiyatroyla, sinemayla, gazete ve dergi makaleleriyle dopdolu geçirir. Moskova’dan döndükten sadece iki yıl sonra yayımlanan şiir kitabı sayısı beşi bulur. İlk yayımlanan 835 Satır kitabıyla, plağa kaydettiği şiirleriyle, “Putları Yıkıyoruz” kampanyasıyla ülke çapında tanınan bir şaire ve düşünce adamına dönüşür. Muhsin Ertuğrul’la, Cemal Reşit Rey’le, Serteller’le ve Peyami Safa’yla çalışır.

1933 yılında hakkında idam talebiyle komünizm propagandası davası açılır, ancak altı ay alacaklı olarak beraat eder. İkinci Dünya Savaşı’na doğru kamplaşan dünyada Türkiye’de de git gide özgür düşünce üzerindeki baskılar artmaktadır. Nâzım yirmiye yakın takma ad kullanır, yazmaya ara vermez. Piraye’yle Memet girer hayatına. Destanlarla öne çıkan ustalık döneminin ilk kitabını, Şeyh Bedrettin Destanı’nı yazar, ancak bu kitap Türkiye’de sağlığında yayımlanan son eseri olacaktır.

04.

HAPİSHANE YILLARI

delimiter image

Bursa Cezaevi’nden
Açlık Grevine

1938–1950

1938’de yeniden tutuklanan Nâzım Hikmet bu kez, orduyu ayaklanmaya teşvik ettiği iddiasıyla Ankara’da Harp Okulu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nde yargılanır ve on beş sene hapse mahkûm edilir. Hemen arkasından, İstanbul’da da donanmayı ayaklanmaya teşvik suçundan yirmi yıla mahkûm olur ve iki cezanın birleştirilmesiyle Nâzım, otuz altı yaşında toplam yirmi sekiz yıl dört ay hapis cezasına çarptırılır.

On üç yıllık hapis hayatı boyunca geçinmek ve Piraye’yle Memet’e destek olabilmek için ipek dokur, marangozluk yapar, kitap çevirir, resim çizer, senaryo yazar. Cezaevi arkadaşı İbrahim Balaban’ı ressam olarak yetiştirir, Orhan Kemal’le, Kemal Tahir’le, en çok da Piraye’yle yazışır. Yirmi bin dizeyle insan kaynaşan bir mahşer yarattığı başyapıtı Memleketimden İnsan Manzaraları‘nı da, hayatının on yılını geçirdiği Bursa Cezaevi’nden yazar.

04.

05.

ÖZLEM

delimiter image

Sürgünde Hayat
ve Yolculuklar

1950–1963

Nâzım Hikmet’in açlık grevi, yurt içinde ve dışında büyük ses getirir ve şair 15 Temmuz 1950’de genel af kapsamında serbest bırakılır. Kırk dokuz yaşında, kitapları basılmayan üretken ve olgun bir şair olarak sevgilisi Münevver ve yeni doğan oğlu Mehmet ile yeni bir düzen kurarken, askere alınmak istenir. Can güvenliğinin tehdit altında olduğunu bilen Nâzım, zor bir kararla, Münevver’i ve oğlunu geride bırakarak gizlice yurt dışına çıkar ve Moskova’ya yerleşir.

Moskova’da iki yıl sonra 1952’de kalp krizi geçirdiği sırada tanıştığı doktoru Galina ile yaşamaya başlar. 1954 yılında vatandaşlıktan çıkarılmasıyla artık geriye dönüş umudu kalmayan Nâzım, Rusya’daki sürgün yıllarında hayal kırıklıklarıyla ve özlemle boğuşur. Stalin Rusya’sında bürokrasiyi eleştirir, oyunları yasaklanır. Bulgaristan’a, Azerbaycan’a, Küba’ya seyahat eder. Ömrünün son yıllarındaysa Vera’ya aşık olur.

© Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi